17
Ağustos 1999 Büyük Marmara Depremi sonrası Türkiye ve Deprem
olgusunu kavradık (sadece kavradık! ). Keşke kavramamız
için onbinlerce insanımız can vermeseydi. Yüzbinlerce insanımız
yaralanmasaydı, milyonlarca insanımız gözyaşı dökmeseydi.
Hani derler ya bir musibet bin nasihatten iyidir.
Geçmişten bu yana Türkiye'de çok şiddetli depremler meydana
gelmiştir. Bu depremlerde sayısız insanımız can vermiş,
yaralanmış ve etkilenmiştir. Ancak 17 Ağustos 1999 tarihine
kadar insanımız depremleri gözardı etmiş, hiçbir kişi, kuruluş
yada kurum depremler ile fazla ilgilenmemiştir. Medya birkaç
gün sadece haber amaçlı ilgi göstermiş; hiç kimse depremleri
ve sonuçlarını sorgulamamış, depremlerin yıkıcı etkisinden
nasıl kurtuluruz, nasıl çözüm buluruz, binaların yıkılmasını
nasıl önleriz sorularını sormamıştır.
Ta ki Türkiye Ekonomisinin göbeği İstanbul sallanana kadar.
Baktık ki İstanbul elden gidiyor hemen feryatlarımız ayyuka
çıkmış, İstanbul'u mesken tutmuş medyamız başına gelecekleri
biliyormuş gibi hergün ekranlara bir prof. yada bir bilim
adamını çıkartarak felaket senaryoları yazmaya başlamıştır.
İzliyoruz, kimi şu büyüklükte, kimi yok bu büyüklükte olacak
diyor, depremi tahmin etme kavgası yapıyor hatta yok ben
en iyi bilirim, yok sen en iyi bilirsin gibi anlamsız tartışmalarla
vakit geçiriyorlar.
Hatta Deprem Komisyonu Başkanı Prof. Aykut Barka öyle bir
cümle sarf ettiki buz gibi oldum. Eğer 6' dan büyük bir
deprem ihbarı alırlarsa -ki son günlerde İTÜ 'de bilimadamlarının
yaptığı çalışmalar dikkatle izleniyor - önce kendileri toplanacak,
değerlendirme yapacak ardından karar verirlerse Başbakanlık'a
bildirecekler ve ondan sonrası ise Allah Kerim.
Yahu
bana söyler misiniz, ( tahminler eğer İTÜ 'lü bilimadamlarının
çalışmaları iddia edildiği gibi olumlu ve doğru sonuç veriyorsa
en fazla 30 saat öncesine dayanıyor.) kim bu kadar kısa
sürede deprem merkezini boşaltacak. Yani önce Deprem konseyi
toplanacak, ardından birbirleriyle dahi anlaşamayan bilimadamlarının
kavgası ve verecekleri karar beklenecek sonra karar Başbakanlık'a
iletecek ve yine bu kadar hantal bir devlet yapısıyla deprem
bölgesini boşaltacak yada tedbir alacak.
Olası bir deprem bunları bekler mi? Burada acil alınması
gereken kararlar vardır. Aynı ekonomimizde olduğu gibi.
Ama malesef geçmişte olduğu gibi hala hiç bir ders almamışız
ki, karar mekanizmasını çalıştırmak yerine hergün yeni bir
deprem senaryosu üzerinde nerede, nasıl olacak ile çene
yarıştırıyoruz.
İşte beni üzen nokta bu.
Japonya 'da şiddetli bir deprem oldu. Sadece 2 kişi öldü,
az sayıda insan yaralandı. Keza Amerika 'da da kısa süre
önce şiddetli deprem oldu ama kimse ölmedi. Daha önce meydana
gelen Meksika depremini hatırlayın; 7 'nin üzerinde ve 1,5
dakika süren depremde kimsenin burnu bile kanamadı.
Çünkü binalar yıkılmıyor !
İNSANLARI ÖLDÜREN DEPREM DEĞİL ÇÜRÜK BİNALARDIR !
İşte bir türlü bunu anlamamakta ısrar ediyoruz. Kimse binalara
ne yaparız, nasıl koruruz, nasıl depreme dayanıklı binalar
inşa ederiz, mevcut binaları nasıl sağlamlaştırırız konularıyla
ilgilenmiyor. Ancak kişisel bazı çabalar göstermenin ötesinde
kimse bir çaba göstermiyor. Aslında milli beraberliği devletin
sağlaması ve acil kararlarla yapı denetimini, yapıların
sağlamlaştırılmasını, ve gerekirse yeni ve sağlam binalar
inşaa edilmesini zorunlu kılması gerektiğine inanıyorum.
Hatta yeni, planlı ve depreme dayanıklı binalar inşaa ederek
bunları insanlarımıza uygun şartlarla satması, böylece sağlıksız
ve çürük binaların bulunduğu mekanları da temizleyerek yeni
ve planlı yapılaşmayı sağlaması gerektiğine de inanıyorum.
Çünkü deprem sonrası meydana gelecek yıkım ve ölümler
yapılacak çalışmalardan çok daha pahalıya malolacaktır !
Tabii mevcut ekonomik düzende ve hantal yapılaşmada bu nasıl
olacak işte bunu bilmiyorum. Ancak en kısa zamanda kuma
gömdüğümüz kafaları çıkartıp mevcut tehlikelere karşı tedbir
almamız gerekiyor. Unutmayalım ki Türkiye çok yakında yeni
ve yıkıcı bir depremle sarsılacaktır.
11 Ekim 1999